My Photo

Neredeyim?

Site güncellenince haber ver!


  • Lütfen mailinizi bırakın:
     
    Blog Updates by Bot A Blog

Yeni Eklenenler

XML

June 28, 2006

Son post :)

P1050490 Seyahatten döneli tam 1 ay oldu. Şimdi artık paylaştığımız güzel "seyahat" anlarının esprisini kaçırmamak için siteyi güncellemeyi tadında bırakıp, bu hali ile tutmayı düşünüyorum. Sadece yeni bir seyahat - siteyle veya benle ilgili ilginç bir durum vb ortaya çıktığında yazarım şimdilik. Döndükten sonra Atölye'den Tunç'la yine bir söyleşi yaptık, ilgilenenler buradan okuyabilir.

Not: Mesela bir sonraki seyahat projesinden haberdar olmak isterseniz, yandaki kutucuğa mailinizi bırakabilir; ya da belki kendi çıkacağınız macera ile ilgili benim yardımcı olabileceğimi düşündüğünüz bir konu olursa maille her zaman ulaşabilirsiniz :) . Herkese desteği için teşekkürler, görüşmek üzere!!!

June 27, 2006

Sorular - Cevaplar: AŞILAR / SAĞLIK

Dünyanın bazı bölgelerinde güvenle dolaşmak istiyorsanız gerekli aşıları yaptırıp gitmek yerinde olur; bazı ülkelere bu aşılar olmadan girmek mümkün değil hatta. Güncel bilgileri Hudutlar ve Sahiller Genel Md. sitesinde ya da burada bulabilirsiniz.

Cangıl veya bataklık gibi sıtma riski olan yerlere gidecekseniz ya önleyici ya da tedavi edici ilaçlardan yanınızda bulunmasında fayda var.

Gözlük ya da lens kullanıyorsanız reçetelerinizi de yanınızda taşımayı, yola çıkmadan diş hekiminizle görüşmeyi unutmayın! :)

June 26, 2006

Sorular - Cevaplar: İSPANYOLCA

Learn_spanish_1 Latin Amerika'da dolaşmaya karar verdiyseniz önce biraz ispanyolca öğrenmek kesinlikle iyi bir fikir! Gitmeden başlayabileceğiniz gibi; benim gibi yolda (Antigua / Guatemala veya Quito/ Ekvador'da mesela) kurs veya özel ders alarak da geliştirebilirsiniz. Latin Amerik'nın kalbi sokaklarda atıyor, insanların sıcakkanlılığı görülmeye değer, muhabbet konusunda siz bir adım atarsanız onlar 10 adım atmaya hazır :). Orta ve Güney Amerika'nın neredeyse bütün büyük yerleşim yerlerinde kolayca bir kurs ayarlayabileceğiniz için yola çıkmadan internetten vb bir yer ayarlamaya çalışmayın; gittiğiniz yerde yüzyüze görüşmek, fiyatları ve okulları / hocaları karşılaştırmak çok daha verimli; ayrıca emin olun orada öderseniz pazarlık edebilir, daha az ödersiniz. Dil öğrenmenin en verimli yolu kız/erkek arkadaşlar galiba; ama grameri pek iyi öğrenemiyor insan o yolla...

Şarkılarla Dünya Turu - 4

P1020309 KÜBA! "Bir" tane bulunan şeyler değerlidir ya, Küba dünyanın en güzel - en değerli ülkesi! Perişan sokakları, belki fasülyeden fazla birşeyi bulamayacağınız sokak pazarları, bazen "kazık" restoranları ile seyahat listesindeki en kolay ülke değil kesinlikle; ama o insanları - o hayatı da başka biryerde yaşayamaz, o havayı başka biryerde soluyamaz insan! Küba'ya birgün mutlaka dönmek istiyorum...

>>>El Cuarto de Tula

Şarkılarla Dünya Turu-3

P1050756 Brezilya!!! Şubat başlarında sıcak mı sıcak bir gecede Sambadromo'daydık, Dünyanın en renkli - en büyük - en pahalı partisinde önümüzden samba yaparak akıp geçen yüzlerce "çıplak" kıza el ve bayrak sallayıp neşeyle bir o yana bir bu yana zıplıyorduk. Yüzlerce kişiden oluşan gruplar davullara vurup ritmi verdi, gülümsemekten yanaklarım, el çırpmaktan avuçlarım acıdı...Konumu itibarı ile dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Rio'da "Karnaval" zamanı, unutulmazlar arasında...

>>>Soy Loco por ti America! (~Amerika sana deli oluyorum :)

June 20, 2006

Sorular - Cevaplar: BOYUM UZADI MI?

Dikkat!: Felsefe Yapıyorum :)

Pek çok arkadaşım, "Eee neler değişti şimdi peki hayatında? Hiç birşey eskisi gibi olmayacak değil mi? Ne hissediyorsun, şimdi bir boşluğa düştün mü?" gibi sorular sordu dönünce. Gezdim de boyum mu uzadı yani? EVET! Her 2 anlamda da: 1) O kadar kilo vermişim ki, orantım bozulmuş :), ailem ve arkadaşlarım "aaa boyun mu uzadı senin?" diyor görünce. 2) Dünya ve kendim hakkında yeni fikirlerim - duygularım var. Yani belki oradalardı zaten de ben yeniden keşfetim. Mesela şöyle birşey:

Hayat bir nehirmiş! (Bazen ellerini bırakmak gerekiyormuş)

Üniversiteden "işletmeci" olarak çıkıp, kurumsal bir şirkete girip çalışmaya başlamak, renkli, her bir taşı ve çiçeği birbirinden farklı havzasının dört  bir tarafındaki küçük kaynakların gücünü, bir yatakta toplayan hayat nehrine girmek gibiydi. Üniversitedeyken o "küçük" ve güzel suların yeryüzüne çıktığı tepelerdeydim, ileride birleştikleri koca - biraz ürkütücü - akarsuyu görüyordum tabii, ama o "an" istediğim yere gidebilmenin, istediğim "şeyi" olabilmenin keyfini çıkartıyordum açıkçası. Bu arada yollar doğal olarak oraya, nehre yönlendiriyordu insanı adeta, yokuşaşağı...

Sonra o nehre "girmenin" zamanı geldi dediler, zaten pekçokları suyun çalkantısına kapılmış önümde akıp gidiyordu halihazırda, eh ben de atladım. Kısa süre sonra nehirde biryerlere çarpmadan, hafiften yönümü tayin ederek ilerlemenin yollarını öğrenmiştim, ama sonuçta o nehir gibi hayatın içinde sınırlarımız ve yönümüz kesin olarak belirlenmişti; öyle sağa sola taşmak, tersine yüzmeye çalışmak yoktu, zaten gücümüz de yetmezdi buna. "Elden geldiği kadar" debelenerek, küçük manevralar becerip, kendimiz bir yöne gittiğimizi sanıyorduk aklımızca, o nehrin aslında nereye gittiğini bazen unutarak.

Sonra bir gün dedim ki, "yaa debelenip duruyorum, müthiş bir emek ve enerji harcıyorum bu işe, nedir?". Aniden kendimi o güçlü akıntıya bırakmak geldi içimden, onunla mücadele etmek yerine "bakalım nereye gidiyormuş bu?" dedim, elimi kolumu sallayıp debelenmeyi kestim. Önce korkutucuydu, etrafta pek kimsenin yapmadığı, denemeye korktuğu bir yöntemdi sonuçta -ellerini çırpmayı sakın bırakma!diyordu herkes-.

!!!!!

Bir süre sonra nehrin etrafında koşuşturan canlıları farketmeye başladım, daha önce hiç farketmediğim çalılar, birbirinden nefis çiçekleriyle ağaçlar, sevimli hayvanlar, meğer hepsi oradalarmış da ben bakmayı unutuyormuşum sadece. Nehirle mücadele etmek yerine kendimi akıntıya bırakıp, kendim ve nehir hakkında düşünme fırsatı bulduğum, bu sayede etraftaki güzellikleri de doyasıya içime çekebildiğim bir dönem oldu BU SEYAHAT.

Akıntı beni oldukça uzaklara taşıdı, üstelik sağsalim ve fazla yorulmadan. Bir "Okyanusa" çok yaklaştığımı hissediyorum, aslında bunun kadar yönü ve boyutları belli olmayan, çok büyük bir su kitlesi daha var yani ileride, artık biliyorum. En azından oraya fazla yorulmadan ulaşmak üzereyim.

İşte, boyum uzamadı ama filozof oldum ben (!), hayatla ilgili herkesin yaptığının doğru olmak zorunda olmadığını kendime -geç de olsa- ispat ettim, bir hayalime "tick" attım, bu sefer kendime biraz daha güvenerek, hayatımla ilgili daha büyük ne yapabilirim? diye sormaya başladım. Bu halimden memnunum şimdi...

June 19, 2006

Şarkılarla Dünya Turu -2

Sapkali Mexico! ABD'den sonra bizim bildiğimiz "hayat"ın tekrar karşıma çıktığı, sokaklarında gecelerce bağımsızlığını kutladığım, gürültülü ama sımsıcak insanların, Aztec'lerin ve Maya'ların mirası birbirinden ilginç antik şehirlerin, beyaz kumlu - turkuaz denizli karayip sahillerinin, herşeye karıştırabileceğiniz "acı"lı sosların, her meydanda rastlayabileceğiniz mariachilerin ülkesi...Meksika'da insanın kendini yabancı hissedebileceğini sanmıyorum, "neşeli" ama "uyuşuk" olun, tekila - siesta ve fiesta (parti!)yı ihmal etmeyin yeter!

Viva Mexico! Viva el Mariachi!

>>> Cumbia Cumbiachi

>>> La Reina (Ana Gabriel)

June 16, 2006

Yeni linkler!

Linklere Margotto'yu (Kalplerdeki Kaymak...!), keyifli yazıları ile Journey to Blue - Dilayra'yı, yakında inşallah yola çıkacak arkadaşım Özlem'i (Özlem Pansiyon!), sevgili adaşım Barış K.'nın maceralarını ve eski dostum Zeki'nin fotoğraflarını koyduğu sitelerini ekledim.

June 15, 2006

Şarkılarla Dünya Turu- 1

Mercedes20sosa Yoldan topladığım müzikleri dinliyorum bu aralar. Dinledikçe insanı uzaklara çağıran, dünyadan sesler - enstrümanlar...Bu seride her ülke olmaz belki de, ben Arjantin'le ve Mercedes Sosa ile başlayım:

Arjantin: Güney Amerika'nın benim için en unutulmaz duraklarından. Yeryüzündeki cennet, yaşanası ülke.

Mercedes Sosa: Binlerce porteno(Buenos Aires'li) ile Rosedal'da canlı konserini izlediğimiz, halkın sevgilisi sanatçı - hükümet gibi kadın!!

Şarkı: Un Son para Portinari

Sorular - Cevaplar: VİZE?

Airportsign_1 "Ben gidiyorum!" diyenlere "Önce şu İstanbul Emniyet Müd.ne 503 YTL yatır pasaportunu al" diyorlar bizim burada - Asgari ücret 380 YTL bu arada- . Sonra bir heves ucuz uçak arama faslı başlıyor. 1 ay içinde istediğiniz yere ucuz bir uçuş bulmak ne zor; 9 ay öncesinden ne yapacağımızı bilsek ve planlayabilsek "ALMAN" olurduk zaten değil mi ama? Bilete yüzlerce doları bayılıp o "sabahı" iple çekiyoruz - ucuz olduğu için sabah 7den önce kalkmak zorundadır bizim uçak genelde çünkü-. Son dakikada kendi ülkeme kırgın ayrılmanın adı: "Yurtdışına çıkış harcı" oluyor. Vize ise apayrı bi konu:

Sınırlar falan kalkMAMIŞ; fiziki anlamda yani. En azından benim gibi lacivert pasaportlu faniler için..."Sabah 5 vize kuyrukları", bazısı bilmediğim bir dilde doldurmam beklenen onlarca belge, fotokopi, dilekçe; kapıdaki işgüzar konsolosluk güvenlikçisine ve içerideki suratsız vize memuruna "şirin görüneyim de bir arıza çıkmasın" tedirginliğim; yeni yerler görme heyecanıma ağır darbeler indirip adeta vazgeçirmeye çalışan dangalak prosedürler. Bu arada benim TR'de yaşadığım en olumlu vize deneyimi hangi ülke ile gerçekleşti bilin bakalım: Tabii ki KÜBA!!!

Notlar:

- Mesela Dünya Turu bileti niz varsa işler oldukça kolaylaşır.

- Pasaportunuzun seyahat bitiş tarihinden sonra en az 6 ay daha geçerli olmasını istiyorlar pek çok yerde.

- Yoldayken vize toplamak, TR'den hepsini almaya uğraşmaktan daha efektif; tabii ki zaman konusunda çok daha esnek davranabilmeli; hatta "vize vermiyoruz" diyen ülkeden vazgeçmeyi de göze alabilmeli insan.

- Ben yola çıkmadan ABD ve Küba vizesi aldım yalnızca; Meksika, Peru, Tahiti, Y. Zelanda, Avustralya ve İngiltere'ye yolda vize aldım.

- Meksika en zoruydu, 1 ay bekledim!

- Avustralya en kolayıydı, 5 sn. bekledim!

- Küba pasaporta damga yerine ek bir kağıt verir. ABD'ye vb girerken başınız derde girmez.

- Her yerde gerekenler: Kredi kartınız, seyahat çekiniz (hangisi varsa) , hesap bilgileri, uçuş ve kalışla ilgili ayarlamalar (internetten göstermelik de olsa)...

- Puanlama: Sağlık sigortanız varsa= +10 puan, acınacak bir surat ifadesi= + 5 puan, "niye ülkenden almadın!" diye azarlamaları alttan alıp olay çıkarmama iradesi= + 5 puan, vize memuru ile kişisel muhabbet (dikkat, tipine göre!)= +3 puan, en son tatilinde TR'ye gelip erkek arkadaş bulan vize memuresi (Yeni zelanda'da başıma geldi!)= + 20 puan, aynı vize memuruna sarkıntılık ve elle taciz yaşansaydı= - 20 puan...

- Vize harçları da önemli bir yekün tutuyor, son uğradığım ülkelerin (Y. Zelanda- Avustralya - İngiltere) vizesine ortalama 100'er dolar vermişimdir.

June 13, 2006

Sorular - Cevaplar: KAÇA?

"...Birilerinin gözlerini yaşlarla doldurmadan önce, sen ağlamalısın. Birilerini birşeylere inandırmadan önce, o şeye sen inanmalısın."  - W. Churchill

Dolar İşte buradayım. Ama inandığım şeyle ilgili, belki başkalarının da -bir ara benim olduğu gibi- zaman zaman akıllarına takılan bazı soruları vardır. Kendi tecrübemden çıkardığım bazı küçük hikayelerin önümüzdeki kısa zaman dilimi içinde dünyanın çeşitli yerlerinde "olmaya" karar veren bazı arkadaşlarımın işine yaradığını, hatta bazen motive ettiğini görünce; bir soru - cevap kategorisi yapıp paylaşmaya karar verdim! Yaşasın hep "Merak Edenler" :)

Akıllardaki ilk soru neredeyse her zaman "kaça?" oluyor. Yaşananları rakamlara ve para birimlerine indirgemeye, mutluluğu sadece maddiyata bağlamaya imkan var mı hiç; ya da hangi sponsorluk, hangi bütçe o "anları" satın almaya yeterdi bilemiyorum! İşte "utanarak" değil ama biraz "çekinerek":

~15.000 Dolar harcamışım.

Bu rakama uçak bileti, vizeler, yeme içme yatma, cüzdanımın çalınması ve harika kazıklanmalar; ayrıca "o an" dünyada en sevdiğim insanın yanımda olmasının etkisi ile -bazen- umarsızca harcamalar dahil :)

Ne Öğrendim?

- Ayda 1.000 dolar "Dünya Seyahati" için makul bir öngörü. Tabii ki Güney Amerika'da daha az; Pasifik'te daha fazla harcadım genelde, yani yalnız G. Amerika ve UzakAsya'dan oluşan bir seyahatte daha az; Amerika - Avrupa- Pasifik'i kapsayan bir seyahatte daha fazla harcamak normal. İyi hotelde kalmak lüks restoranda yemek ve turla gezmek isteyenler, benden daha saftirik olup (zor gibi:) her dolandırıcıya yardım edenler, alkol -  kumar ve diğer kötü alışkanlık sahipleri bu bütçeye biraz daha ekleyebilir.

- Beklenmedik harcamalar mutlaka çıkar! Tam tasarruf etmeye karar verirsiniz pantalonunuz cart diye otobüsün kapısına takılır yırtılır; uçağınız rötar yapar kendinizi geceyarısı ilk defa girdiğiniz bir şehirde bütçenizin üzerinde - pahalı bir otele atmak zorunda kalırsınız; ya da gün gelir  100 dolarlık sahte -yerel-parayı sınırda sevinçle kabul edersiniz...

- Bende bir acaiplik var: 1 dolar tasarruf etmek için 1 km ötedeki diğer büfeye yürümeyi göze alan ben, 250 dolarlık bileti alırken gözümü kırpmıyordum. Küçük hesap adamı mıyım yoksa? :)

- Sevgilim yanımdaysa 0'ların falan hiç bir anlamı yok! :)

June 07, 2006

Misafir Fotoğrafçı: Thomas!

Sydney'de tanıştığım ailesi problemli, kendisi efendi Alman arkadaşım Thomas'in Great Ocean Road fotoğrafları... Yoksa Thomas değil miydi onun adı? Kalabalık yerlerde kaldığım her zamanki gibi hayatıma teğet geçen, ve benim isim yutan balık hafızamda silinmeye yüz tutan "insan" arkadaşlarımdan biriydi yalnızca. Herkesi unutup yola devam ediyorum demek değil bu tabii, yanlarında kaldığım eski dostlarımı; veya Küba ve Arjantin'de ve Paskalya adasında yolculuğumun en yoğun anlarında yanımda veya etrafımda olanları unutmak mümkün değil mesela...

Great Ocean Road Melbourne'ün batısında okyanus boyunca uzanan, sonbahar günleri bu kadar yağmurlu, soğuk ve kısa olmasa, veya beraber araba kiralamayı teklif ettiğim Yeni Zelandalı kızları o gün satmamış olsam  benim de gitmiş olacağım, keyifli bir yol (aslında!).

Not: Bu arada şu Thomas'la anlaşmıştık fotoları siteye koymam konusunda, mailini de bulup haber vereyim ona :)

Dsc_0173 Dsc_0169 Dsc_0228 Dsc_0282 Dsc_0368

June 06, 2006

Küba'dan Mektup Var!

P1080093 "Journey of a lifetime"ın hayat boyu hatırlanacak, ruhumda derin izler açan durağı Küba daki sevgili dostlardan mektup var! Habana Vieja daki unutulmaz doğumgünü partimin evsahibi, devrimin en ateşli yıllarının ambulans şoförü, şimdilerin buzdolabı tamircisi Jesse James'in mektubunu eve döndüğümde masamda buldum. Mektup birkaç ay önce eve ulaştığında, bizimkiler katlanmış kağıttan yapılmış ve üzeri boyanmış ev imalatı "zarf"a, ve zarfın üzerindeki "Jesse James" ismine hayret ve merakla bakmışlar...Hayret edecek birşey yok; Fidel'in adasında hayatlar alışveriş merkezlerinde ve "ofis P1020224 superstore" larda yaşanmıyor tabii, ama özenecek o kadar çok şey var ki orada da: Kadınlar "kadın" gibi, erkekler "erkek"; yokluk da paylaşılıyor canıgönülden, neşe de; "insan" gibi insanların yaşadığı fakir mahallelerin köhne sokaklarında evlerin ve gönüllerin kapıları hiç tanımadıkları yabancıya bile sonuna kadar açık...Duyguların coşkunun müziğin ve salsanın ülkesi Küba bu!!! Ayrıca ülkesi ile olduğu kadar kovboy ismi ile de gurur duyan; gecelerini kendi imalatı dev antenin ucuna bağlı - dandik radyosunda alman ve ingiliz radyolarının cızırtısını dinleyerek geçiren, koca yürekli dostum Jesse'nin bazı "basit"  ihtiyaçları var; çay kaşığı gibi; almanca kitaplar gibi...Hey gidi dostum; sana istemeyeceğin kadar kaşığı - ve materyali göndermek için elimden geleni yapacağım tabii ki, ama biliyorsun kolay değil...

June 05, 2006

Göz doyar mı? Ne kadar görse doyar?

Kocaman kitapçıları saatlerce gezip, 100 tane kitabı elleyip, onlarcasinin arkasini okuma, sonunda - cogunlukla-  sadece bir tanesini alma aliskanligima İstanbul'da da devam ediyorum. Özcan Ağaoğlu'nun "Sokakların Sesi - KÜBA" kitabı Fotoğrafevi Yayınları'ndan yeni çıkmış, siyah beyaz fotograflar henüz taze anılarımı coşturuyor. Kitabın girişinde ise Ece Temelkuran'in "Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita" adli, Venezuella'yi, Chavez'i; ve sesi dünyaya, özellikle buralara zor ulaşan devrimini anlattiği kitabından bir alıntı var. Kitap harika, tavsiye ederim; ama şu kısmını önceden paylaşmak istedim; "yolculuk" ve "dönmek"le ilgili...

"Sen bir rota çizmiş olsan da kesinkes, yolun hep bir planı vardır senin hakkında. Yolları yolculuk, yola çıkanı yolcu yapan budur. Aldanmazsan, kapılmaz ve yanılmazsan varamazsın yolun gideceği yere. Yolculuğun gizi budur: Kaybetmezsen yolunu bulamazsın aslında.

Bir soru'n olmalı mutlaka. O soruyu sormalısın, kimsenin anlamadığı bir dilde konuşan ve hep aynı cümleyi tekrar eden bir derviş gibi döne döne aynı soruyu sormalısın. Cevap, başlangıçta tahmin ettiğinden ne kadar uzakta ise gerçeğe o kadar yakındır. Sarsılmamışsan, soru'nu kaybetmekten korkmuşsan, hiçbir yere gitmemişsindir aslında.

Düzenin bozulmalı. Evden çıkmak budur aslında. Yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir. Eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir...

Sadece uzaklardan gelenler bilirler evlerinin kokusunu. Yollara, evlerimizi anlamak için çıkılır. Fakat yolda bulduğun cevaplar eve geldiğinde, yakalanmış kelebeğin renklerinin sönmesi gibi parça parça dağılır. Yola ait cümleler, yazıktır ki hep yolda kalır. Onlar, yolun cevaplarıdır. Döndüğünde anlatacağın hep biraz renksiz bir hikayedir. Cevaplar, suyun altında çok renkli görünen ama sudan çıkıp kuruduğunda renkleri sönen çakıl taşları gibidir. Bu, sana böyle gelir. Oysa yeni çocukların yeni yollara çıkması için o çakıl taşlarını getirmek, sözün büyülü suyuyla yeniden ıslatmak, renklerini yeniden canlandırmak gerekir.

Göz doyar mı? Ne kadar görse, doyar? Bazı gözlerin ne görse öğüten bir bakışı vardır; doymaz kapanana kadar. Akıl kaç soruyu cevapladığında soru sormaz artık? Belki akıl, cevapladıkça çoğaltır soruları. Kaç yüz gördüğünde görmüş olursun bütün yüzleri? Kaç tanışma sona erdirir şaşırmayı? Göğüs ne zaman sonuna kadar dolmuş olur aldığı nefeslerden? Son nefesini verdiğinde mi?..

Bazısı insanların, durulmadan ölür. Kimisi yosun tutmaz hiç. Dünya ve insanlık, o insanların hayalleriyle iyileşir."

May 31, 2006

Rakamlar...

Dunyatam - 14: ülkeyi dolaştım journey of a lifetime boyunca...

- 9,5: ay boyunca yoldaydım

- 288: gün boyunca yani...

- 75.842: kilometreyi havadan, "uçarak" geçtim

- 1000: dolar her ay için harcamayı "planladığım" miktardı

- 1000 x ?: doları sadece Küba'da harcadım!

- 9,5: kilo kaybetmişim de ondan Y. Zelanda'da en son aldığım pantolonu bir boy küçük almışım...

P1040373 - 72.825: kişi "neredeyim?" diye merak etmiş (site istatistiği)

- 1300: kişiyi bir günde ağırladı site, sonlara doğru...

- 229: post vardı bu akşam itibarı ile...

- 700: yorum gelmişti bunlara; yazı başına 3'ten fazla! :)

- 12: dolar verdiğim günler oldu,  Havana'da internetin saatine...

- 2: Kez Küba polisine rüşvet verdim...

- 4: kap yemeğe 1 dolar veriliyor gozunu sevdigim Ekvator'da!

- 4-5: dolar/ saat karşılığı ispanyolca özel ders almanız mümkün güney ve orta amerikada...

- 50: dolardan aşağı Avustralyada 1 gün geçiremez bir insan...

- 12.000: feet'den kendimi boşluğa bırakmanın heyacanı bambaşkaydı...

- 20: kilogramlık bir çantayla geri geldim; yola çıktığım gibi; ama içeriği çok değişmişti...

- 1: kez olsun pişman olmadım!

May 30, 2006

Sydney'de bir gece...

Sydney'in dünya güzeli limanında küçük bir yürüyüş; yalnız bir gecede hava kararırken...

P1070671 P1070691 P1070772 P1070765 P1070794_1 P1070788

May 29, 2006

Gençlik...

Sydney plajlarında yürüdüğüm, seyahatin son günlerinden birinde bu mesajla karşılaştım...Sonra kendi hayatim icin birseyler yapmis olmanin küçücük huzuru ile okyanusu seyreden su teyzelere katildim...Kısa bir süre herşey çok güzel sandım...

P1070871 P1070872_1

Son yazılar / Teşekkürler...

P10708221Seyahat bitti, İstanbul'a alışmaya çalışıyorum; bir yandan yolculuktan eksik fotoğrafları albümlere eklemek; diğer yandan da bir soru- cevap kısmı yapıp bazı merak edilen soruların cevaplarını kendimce vermek istiyorum. Yani bir süre daha yazıp, siteyi de biraz daha "işe yarar" halde bırakmak...

"Journey of a lifetime" sırasında bana mail ve siteye yorum yazan; yorulup üzüldüğüm kritik anlarda desteğini hissettiren; veya sessiz sedasız arada bir girip bakan tüm yeni ve eski "dostlara" teşekkürler! Ne guzel gunlerdi ama!

May 26, 2006

Uzun süren sessizliğin ardından...

P1070904_2 Ağustos ayından beri dünyanın çeşitli noktalarını merakla, neşeyle, heyecanla ve de hüzünle dolaşan Barış Akkiriş bugun saat 14.00'da Ataturk Havalimanı'ndan yurda giriş yaptı.Çıkar çıkmaz kendisini karşılayan "yüzlerce" basın mensubuna, ilk olarak :"eee nasığ diyoğlağğ, burası çok sıcak!" dedi. Özellikle bayan hayranlarının yoğun ilgisi karşısında ezilme tehlikesi atlatan Akkiriş'in oldukça kilo verdiği ve en az 2 gundur uykusuz kaldığı anlaşılıyordu. Bir miktar pound bozduran dandik macera adamının Turkiye ekonomisi hakkındaki yorumu ise ilginçti: "Londra'da dondurmaya verdiğimiz para ile burada 4 kişilik memur ailesi geçinir!".

Yine bilindiği üzere dönüşü için Atatürk Havalimanı'nda dün yapılan karşılama töreni ve fener alayı hazırlıkları sırasında havalimanı birazcık yanmıştı. Barış, aşk hayatının yine karıştığı ile ilgili iddiaları ise cevapsız bırakmayı tercih etti.

May 17, 2006

Avustralya Futbolu

P107063490.000 kişilik MCG'deyiz (Melburne Cricket Ground). Bu akşam Melbourne - Geelong maçi (Aussie rules football) var, hayatinda ilk defa bu oyunu seyredecek benim gibi tipler için kaldığım yerde yarım saatlik bir belgesel gösterdiler; kurallar, tarih, oyuncular vb anlatıldı...Rugby değil, amerikan futbolu değil, neredeyse "yuvarlak" bir alanda oynanan acaip bir oyun. Rakibin kafasına basip ziplayan, birbirine son sürat çarpıp kemiklerini kıran tipleri görünce eğlenceli olabileceğini düşündüm.(!)

Sonra oyunun bitmesini beklemeden çıktım staddan...Sonucu bile bilmiyorum. Tepkim oyuna değil, "centilmen" seyircilereydi. Centilmenliğin son noktası = SIKICILIK!!!

P1070623_1 Hiç fanatik olmadım / değilim. Yine de "Psikopatııııın allahıyıııızzzz!!!" diye bağıranları yıllarca duydum; hakeme özgürce, içinden geldiği gibi küfür eden, hep biryerini kessen sarıkırmızımaviyeşilsiyah ya da beyaz kan akacak insanlarla yaşadım - güldüm; pzt sabahları bazen hiçbirşey o haftaki maçların kritiği kadar ciddi konuşulmazdı hani...1986 daki Gençlerbirliği maçının 3. golü hatırlanır, Brezilya milli takımının ortasahası tanınır, oyun boyunca karşı taraftan bir oyuncunun ailesinin "namuslu" olması sözkonusu bile değildir, ayrıca "burasııııı sinemaaaa tiyatro değiiiiiiilll!" dir artık tribündeyseniz, yani öyle boş oturmak yok!

P1070625 İşte bu akşam MCG sinema - tiyatro; hatta en ağdalısından opera gibi... 1 yaşından 95 yaşına kadar meraklılar ailece gelmiş; millet kadehte şarap içiyor!! Her iki tarafın destekçileri birlikte, centilmence oturduğu gibi, bir de birbirine patates cipsi ikram ediyor. Cılız bir alkış ve efemine bir amigonun arkasından bağrılan harfler...(Gi'mme a "g" - "GGGG!!", gimme an "e" -"EEEE!!!"...) Dev skorbordda geçen yazılar da tüyleri diken diken ediyor: "Oyuncular ısınırken topa hızla vurup tribünlere doğru gönderebilirler; lütfen dikkatli olunuz..." - " Yerler ve merdivenler ıslanmış olabilir; lütfen çok dikkatli olunuz..." - "xxx kutlama yemeğimiz NGV'de, xx tarihinde yapılacaktır, tüm destekçileri bekliyoruz!..."

Cimbom2 TUTKU yok; HEYECAN yok; COŞKU YOK; o KARDEŞLİK (aynı takım taraftarı ile), o NEFRET (fene... pardon rakibe karşı), "top tribünde birinin kafasına gelirse..."nin basit BELİRSİZLİĞİ bile yok. Kessen kimsenin kanının kırmızıdan başka bir renk olmayacağı belli yani..."Gelişmekte olan ülkeler"imizde hayatın -en azından spor alanında- iyisiyle kötüsüyle daha insani, daha DOLUDOLU yaşandığına kanaat getirdim.